13 Ocak 2013 Pazar

Collieston ve Cruden Bay


Bir pazar günü öğleden sonrayı Aberdeen'in kuzeyinde bulunan sahil kasabaları Collieston ve Cruden Bay'de geçirdik. İçinize işleyen denizden gelen rüzgar bana İskoçya'da kaldığım sürece en üşüdüğüm saatleri yaşatsa da, gördüklerimle soğugu unutum, bu güzelliklerin tadını çıkarttım. Bu arada benden size küçük bir tavsiye, eğer İskoçya'ya geliyorsanız soğugu, kötü havayı dert etmeyeceksiniz, bunları unutup orada yaşadıklarınıza, gördüklerinize odaklanacaksınız çünkü burada alıştığımız iyi havayı orada bulmak hayli güç. En iyisi ben susayım da, fotoğraflar konuşsun.











Normalde kendi fotoğrafımı bu kadar koymam biliyorsunuz ama bulunduğum yerlerin güzelliği, beni de fotografların içine çekti.






Cruden Bay sahilindeki evler o kadar güzeldi ki, her sabah o manzaraya uyanmanın vereceği mutluluğu düşünmeden edemedik.


Mini mini bir tekne bu Julie!


Kısıtlı bavulumdan çıkanlarla yaptığım bir diğer kıyafet postuyla bu günü  kapatalım:

Kazak/Sweater: Mango
Gömlek/Shirt: Theory
Pantolon/Pants: Zara
Botlar/Boots: KG by Kurt Geiger
Palto/Coat: Vintage
Eldiven/Gloves: Marks&Spencer
Kolye/Necklace:Urban Outfitters
Gözlük/Sunnies: Marni at H&M
Şapka (Yeni) /Hat (New): H&M










10 Ocak 2013 Perşembe

..But when I get a couple o' drinks on a Saturday, Glasgow belongs to me! *

Ah döndük işte Istanbul'a! Tatil güzel olsa da, hayatımızdaki  yeniliklerle ilgili tonla iş bizi bekler. Yeni evin sıkıntıları beni de sıkmakta, hala elektriğimizin açılmamış olmasına  inanamıyorum. Elektrik olmayınca, evde hiç bir şey yapılamıyor. Bu ülkede rutin ev hayatına tekrar kavuşmak, meğerse ne zormuş! Bu satırları bile, artık 2. evimiz dediğimiz Nero'dan yazıyorum. Neyse, şimdi  eğlenceli şeylerden bahsedelim, Glasgow'la kaldığımız yerden devam edelim.

Ah we've been back to Istanbul! The holiday was great but we have lots of things to do related to new beginnings in our lives. It takes a while to be back to routine life style and I'm writing this post from our "second home" Caffe Nero. Anyways let's talk about fun stuff and continue with Glasgow.


Cuma akşamı yemekten sonra soluğu otelin çok sevdiğim barı Champagne Central'da aldık. İçki mönusunun çok tatmin edici olmasının yanısıra, havası ve içerdeki kalabalıkla yine güzeldi. 

On Friday evening we had some drinks at Champagne Central which is in our beloved hotel.  I again loved that place not only their fullfilling drinks menu but also the vibe and the crowd.

İstanbul'da bir süredir gece dışarı çıkamadığımızdan, ilerleyen saatlerde,  bu sefer gitmekte kesin kararlı olduğum Glasgow'un en eskilerinden Sub Club'ın yolunu tuttuk. Kapıdaki görevliler ve sıradaki kişiler arasında inceden geçirmeli ama kesinlikle çok komik  dialoglar, bizi sıramız gelinceye kadar fazlasıyla eğlendirdi. Durum şu ki içeri giremeyen kişilerden kimse sesini yükseltmedi, kavga çıkartmadı, beni nasıl içeri almazsın demedi. Neyse Sub Club, karanlığı, kalabalığı ve içeride çalınan müziğiyle bana İstanbul'un en sevdiğim kulüblerinden 7th House'u hatırlattı ve omuzumdaki sakatlığa rağmen yeni figürler bulmamı sağlayarak bir güzel dansettirdi.

It's been a while since we haven't been to clubbing so I really wanted to visit Sub Club in Glasgow. I really enjoyed the darkness, the music and the crowd and invented new dance figures and danced although my injured shoulder.



Bu seyahate daha önce twitter'da yazdığım üzere, yeni taşınmamız ve zamanım olmaması sebebiyle bayağı hafif bir bavulla gittim ve ne giyeceğim konusunu doğrusunu söylemek gerekirse pek önemsemedim. Hiç 2 haftaya, 2 kazak yeter mi? Yetmez ama denenebilir. Diğer postları girince, bu kazaktan benim gibi bıkacaksınız ama ben yine de ne giydiğimi yazayım:

On this trip, I prepared a very light luggage because we moved in  to our new home just before the trip and I didn't have much time on my hands for preperation. Well, maybe I also didn't care what to wear much! 2 sweaters for 2 weeks are never enough but I tried. You'll be sick of this sweater just like me when you'll read the upcoming posts but here's what I wore anyways:


Kazak / Sweater: Zara
Pantolon / Pants: Silence+Noise
Palto / Coat: Vintage
Çanta / Bag: Longchamp
Kolye ve şal / Necklace and scarf: Urban Outfitters
Bere/Beanie: Topshop
Çizmeler/Boots: Hunter





Endüstriyel devrimin yol almasında büyük rolü olan mucit,  James Watt'ın İskoç olduğunu da bu heykel sayesinde öğreniyorum. :)

In this trip, I learnt that well known inventor James Watt was also Scottish, thanks to this statue. :)


Seker  sever misiniz?  Cevabınız ne olursa olsun,  Glasgow'daki Henleys rengarenk şekerlemeleri, dışarı taşan neşe ve kokusuyla sizi tuzağına düşürecektir. 

Do you like candy? Whatever your answer is, Henleys in Glasgow will trap you with its colorful sweets, joy and incredible smell coming out of the store.


Henleys de gördüğüm, şeker mi şeker bir fikri de sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. Bu şişelerde aromaları farklı, sıvıyla eriyen şekerler var. Hangi tat favorinizse, alıyorsunuz onu, üstüne en sevdiğiniz votkayı ekleyip birbirinden leziz votka shotlarınızı yapıyorsunuz. Slange var

In Henleys, they have these bottles with diffrent flavoured sweets. You choose your flavour, add your favorite vodka and here's your delicious vodka shots you can enjoy at home. Slange var! 




Bu ülkedeki hoşgörüye ve espri anlayışına bayılıyorum :) 

I love this country's tolerance and sense of humor :)

Diğer postuma kadar, sizi fazla bekletmeyeceğimi umuyorum! 

Hopefully it won't be long 'till my next post!


*Başlık "I belong to Glasgow" şarkısından alınmıştır. / The title comes from the song "I belong to Glasgow" .





3 Ocak 2013 Perşembe

Yaz yaz bitmez


Merhaba! Bu satırları  2 haftadır İskoçya'da tatilde olup, neredeyse hiç laptop açmamanın verdiği panikle, St Andrews'daki Beanscene adlı kafeden yazıyorum. 2 hafta fazlasıyla uzun olduğu için, postlarım bir dahaki seyahatimize kadar devam edebilir, sizleri şimdiden uyarıyorum. Hadi bakalım başlıyoruz.


İlk durağımız olan Glasgow'a Amsterdam üzerinden gittik. Havaalanında yaklaşık 5 saat bekleme olunca, heykellerle fotoğraf çektirmek dahil pek çok saçmalığa zamanınınız oluyor.


Glasgow'da yine Grand  Central Hotel'de  kaldık. Varışımız geç olduğundan kısa bir tur sonrası akşam yemeğine geçtik. Restoran erkek arkadaşım tarafından seçilan Viva Brazil oldu. Bir et severi memnun edebilecek bir yer ancak kötü servisi ile sınıfta kaldı ve benim için hayır teşekkürler konumuna geçti.


Glasgow'da kaldığımız 2 gün boyunca, St Enoch meydanında kurulan  yılbaşı  marketinde biraz vakit geçirdik. İtalya, İspanya, Fransa ve İskoçya'dan lezzetler ve hediyelikler bulabileceğiniz bu yerde, soğuktan korunmanın yolunu" glühwein" (Almanların sıcak şarabı)  larımızı yudumlamak olduğunu anladık.


İskoçya'yı sevme nedenlerinden biri olarak taze deniz ürünlerini bol bol yiyebilme imkanı olduğunu, her seyahatte koyduğum iştah açıcı yemek fotoğraflarından artık anladığnızı düşünüyorum. Bu kural yine değişmedi ve cuma gecesi olan 2. gecede akşam yemeği için benim seçtiğim Mussel Inn'e gittik. Otelle aynı sokakta olmasının yanı sıra,  uygun fiyatlara, güzel yemek yiyebleceğimiz bir yer olduğunu görmek güzeldi.


Devamı gelecek, şimdi  son küçük alışverişler için kendimi St Andrews sokaklarına atma zamanı.

Görüşmek üzere!

24 Aralık 2012 Pazartesi

Hobbit lazım mı?


Yine ortadan yok oldum, biliyorum.Yeni evin bir türlü hallolmayan sorunlarından, iyileşmek için daha 3 haftaya daha ihtiyacı olan omuzumdan ve son olarak kardan bir nevi kaçıp Perşembe günü İskoçya'ya ulaştık. Burada da hava soğuk, günler tembel ama her şey yolunda. Detayları ve buradaki fotoları paylaşmadan önce İstanbul'daki son kıyafet fotolarımla açılışı yapmak istedim, gerisi sonra gelecek.

Yakında tekrar görüşmek üzere!

I know, I have been missing lately again . We kinda ran away from our new home's unsorted problems, my unhealty shoulder ( Needs 3 more weeks to recover  :( ), finally the snow in Istanbul and arrived Scotland on Thursday. The weather is cold and the days are lazy here but everything is fine. Before I continue with Scotland posts, I wanted to share my last photos in Istanbul, the rest will be here shortly.

Merry Christmas everyone!




Etek ve tişört/Skirt and tee: H&M
Hırka/Cardi: Markasız (No name)
Palto/Coat: Maison Scotch
Şapka/Hat: Benetton
Kolye/Necklace: Urban Outfitters
Botlar/Boots: French Connection
Çanta/Bag: Longchamp




12 Aralık 2012 Çarşamba

Pink lips



Bir ev bulmanın rahatlığıyla mı gülüyorum bu fotolarda yoksa. Evet! Sonunda hepsini olmasa da, çoğu kutucuğu tıklayan bir ev bulmuş bulunuyoruz, bu haftasonundan itibaren de taşınma ve yerleşme gibi sevimsiz ancak işin doğasında olan  olaylara girişmemiz gerekiyor. Gerekenleri yapmak için bir sürü zamanımız var demek isterdim ancak 20 Aralık'ta başlayıp- 4 Ocak'ta son bulması planlanan 2 haftalık İskoçya seyahatiyle bu çok mümkün değil. Ev olayı sonradan ve biraz ani geliştiği, tatil önceden ayarlandığı için ikisi çok örtüşmese de, bu seyahatten en üst seviyede keyif almayacağım anlamına gelmesin. :) 

Kıyafette yeni aldığım bir şey yok ancak London Vintage Fuarı'ından aldığım örgülü bilezik son zamanlardaki favori aksesuarım.

Fotolar için, teşekkürler Offnegiysem!

Am I laughing in these photos 'cause we've found a new home that ticks most of the boxes? The answer is yes and we have to start moving this weekend. I wish I could say we have lots of time to deal with that natural duties of moving but we planned a holiday to Scotland starting from 20th December. Great planning, isn't it? We really didn't know that we'll change the house that soon and the holiday planned way before. Nothing can stop me enjoying the best holiday I can :)

Nothing lately bought at the outfit but the braided bracelet that I scored from London Vintage Fair is by far my latest favorite accessory.

Thanks to Offnegiysem for the photos.




Gömlek(Eski) / Shirt(Old) : H&M
Pantolon/Pants: Silence+Noise
Parka:Topshop
Botlar/Boots: Deena&Ozzy
Bilezikler/Bracelets: Vintage - H&M
Çanta/Bag: Longchamp

8 Aralık 2012 Cumartesi

Miu Miu ve Prada İlkbahar-Yaz 2013


Moda haftaları gerçekleşirken moda dışında şeylerle meşgul olduğum ve koleksiyonları inceleme fırsatı bulamadığım için Miu Miu ve Prada'nın ilkbahar-yaz 2013  koleksiyonunu görmek için İstinyepark'a gitmekte teredddüt etmedim.

Miu Miu gelecek sezonda bilinen zariflik kurallarını yeniden yorumlamış ve adına "yeni zerafet "demiş. Koleksiyon Miu Miu'dan beklediğiniz saten gibi zengin kumaşların yanı sıra koton ve denime gibi daha günlük materyallere de yer verilmiş. Kumaşların daha güçsüz kaldığı yerde değişik, boyama ve yıkama efektleri devreye girmiş, kesimleri daha yalın ama detaylarda zengin parçalar ortaya çıkmış.

Since I was very busy at work whilst the fashion weeks were taking place, I had no hesitation gettıng myself to İstinyepark to have a preview of Miu Miu and Prada's SS '13 collections.

Miu Miu developed a new approach which they called "new elegance". It was a mixture of rich and poor fabrics, different tie dye technics and prints,  combined to make them more couture.


,


Değişik renkte baskılar, ayakkabı ve çantalarda kullanılan kristaller de koleksiyonu hareketlendiren unsurlar ancak itiraf etmeliyim ki parçalar kolay giyilebilir gibi görünse de, neredeyse standart bir Türk kadının boyundaki maksi kalem etekler herkesin harcı değil.

The pieces were simple and create an illusion of being wearable, however, the maxi pencil skirts are not something that everybody could pull off.




 Aramızda yapılan oylama ile bu ceket koleksiyonda en beğendiğimiz parça oldu.

We voted this jacket as our favorite piece.



Fotoğrafını çekmemişim ancak bol ve kısa üstlerle giyilen uzun kalem etekler en sevdiğim görünüm oldu, dolayısı ile spora devam arkadaşlar :)

I didn't take the pics, but this was my favorite look where loose crop tops are combined with maxi pencil skirts. That means more fitness gals! :) 


Prada ilkbahar-yaz koleksiyonu ise, çiçek aplikeleriyle süslü, origami detaylı parçalarıyla sizi Japonya'da bir bahçeye davet ediyor gibiydi. Sırtları açık pastel saten üstler favorim olurken, ayakkabılar dahil pek çoğu giyilmesi zor parçalardan oluşan koleksiyon yine daha avangart beğenilerin ve moda dergilerinin gözdesi olacak gibi duruyor. Yetkililerin fotoğrafa sınır getirdiği tanıtımda, erkek koleksiyonu ise bana göre daha göz alıcı ve  kayda değerdi.

Prada's collection was like an invitation to a Japanese garden with its flower  and origami detailed pieces.  I like the tops with low cut backs in pastels, but to me again it's not easily wearable, especially when I consider those shoes. We weren't allowed to take photos as the way we wanted but I can assure you men's collection was more appealing and greater to me.




Tüm koleksiyon için işte Miu Miu  , işte Prada 

For full collection here is Miu Miu and here is Prada

7 Aralık 2012 Cuma

Ev aranıyor



Pazar günü Nero'da kahvemi yudumladığım andan bu yana, zaman çabuk geçti. Günler yeni bir ev aramakla ( Oldukça tüketici ve zaman alan bir aktivite :( ), fitness antremanları ve 
 Miu Miu ilkbahar yaz 2013 koleksiyonu arasında bitiverip, cumaya ulaştı bile. Bu çirkin askıyı takmak inanın hayatımı kolaylaştırmıyor, ne giyseniz olmuyor, detaylar askının karanlığında kayboluyor. Kıyafet seçmek beni zorluyor ve bu sebeple ben bu akşam gerçeleşecek Elle Style Awards'a bile gitmek istemiyorum.


The days went by so quickly: from that moment I sipped my coffee at Nero on sunday until today. This week consisted of house hunting (Very consuming and tough job!), fıtness training and various events such as Miu Miu SS 2013. I have no idea where the days have gone and it's already Friday! Believe me, wearing this hideous arm strap doesn't make my life easier as well and whatever I wear dissappared in the darkness of the thing. I have a hard time in choosing my outfits and this even led me deciding not going to Elle Style Awards tonight. 


Tayt / Leggings: Versace for H&M
Tişört/ Tee: Junky Styling
Denim ceket/ Denim Jacket: Levi's
Parka: H&M
Botlar/Boots: French Connection
Çanta/Bag: Longchamp
Gözlük/Sunnies: Marni at H&M

5 Aralık 2012 Çarşamba

Pazar egzersizi


İyi haftalar :) . Blogda değişiklikler olmasını istiyorum demiştim ya, bu post o yöne doğru bir adım olacak. İstiyorum ki adı Moda Cadısı olsa da, her zaman modadan bahsetmeyelim çünkü ben ve hayat sadece modadan ibaret değiliz. Blog çok yönlü olsun, seyahatler, yemek yazıları daha çok olsun, onlara mesela spor ve sağlıklı yaşam da eklensin, hayatta ne varsa burada yer alabilsin, daha fazla hayatın kendisi haline gelsin.  Siz ne dersiniz?

Benimle aynı fikirde ve okumaya kararlı iseniz hemen bu postun esas konusuna geçiyorum. Bir süredir düzenli olarak spor yaptığımı artık bilmeyen kalmadığını varsayarak, size biraz pazar günü yaptığım  eğlenceli egzersizden bahsetmek istiyorum. Bu hafta sakatlığıma rağmen, sevgilimle 3. kez evimize çok yakın olan Maçka Parkı'nın yolunu tuttuk. Maçka Parkı şu an devam eden inşaatlar sebebiyle, en iyi durumunda olmasa bile, açık havada egzersizi seven bizim gibiler için, hala vaadedecekleri mevcut.

Parka yaklaşık 8 dakikada yürüyorum. Şimdi teleferiğin altına uzun, beton merdiven yaptılar ve son günlerde koşamayan ben için o merdiven tempomu arttırmak amacıyla fazlasıyla kullanılıyor. Parka yürüdükten sonra o merdiveni 6 kez hızla çıkıp, yavaş tempo ile indim.  Bundan sonrası daha keyifli ve parkın başka bir tarafında geçiyor.  

Normalde koşarak çıktığım "cehennem merdivenleri" dediğimiz ama yeni yapılan uzun merdiven sebebiyle artık ikinciliğe düşen merdivenlerden, koşarak makbul olsa da, elimden gelen en hızlı şekilde çıktım. 




Aradaki yolda yürüyüp basamaklara vardım ve diğer bölüme geçtim. Önce bir ayağımı basamağa koyup, diğerini yanına getirdim, sonra attığım adımı indirip diğer ayağımla aynı seyi yaptım. Başa döndüğünüzde, ister başladığınız ayakla devam edin, ister her seferinde ayak değiştirin o size kalmış. Ben her ayak için 5 şer tekrar yaptım ama sayıyı neden 8-10 yapmayasınız ki?


Diğer merdivene kadar olan mesafede de, temel hareketlerden yürüyerek bacak açmayı yaptım (walking lunges), her bacak için 10 adetten toplam 20 adım etti. Bu harekette dikkat etmeniz gereken, omuzlarınızın geride, sırtınızın dik olmasının yanı sıra, bacaklarınızın 90 derecelik açı yapmasıdır. Diziniz yere yakın olmalı ama asla değmemelidir. Son sette yaptığımız foto cekiminde, artık biraz zorlanmaya basladığımı dilimin dışarıda olmasından anlayabilirsiniz :).

2. merdivenlerden indikten sonra yine temel kalça hareketlerinden çömelmeye (squats) geçtim. Bu hareketi de 10 kere yaptığımda 1 turu tamamlamış oldum. Son iki hareket sıkı bir kalça ve bacak istiyorsanız mutlaka yapmanız gerekenler arasında, benden söylemesi.



Benim için yaklaşık 36 kalori yaktıran bu turdan 5 tane yaptıktan sonra hızlı adımlarla eve döndük. Sonuç, sıkılmadan geçen 1 saat ve 485 kalori :)








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...