The experience of eating and drinking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The experience of eating and drinking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2013 Salı

Çiçekliler çıksın, bahar sonunda geldi




Selam Moda Cadısı'nın tatlı okurları :) Yeni blog (www.zencefit.com ) falan derken, buraları biraz ihmal mi ettim ne? Kendimi hemen yeni bir kıyafet postuyla toparlıyorum.  Pazar günü Nisan ayında doğum günleri olan annem ve kardeşim için saat 19:00 gibi akşam yemeğinde buluştuk.


21 Ocak 2013 Pazartesi

Edinburgh sevilmez mi?



Karl Lagerfeld  Edinburgh'yı Chanel'in son Metiers d'Art  şovu için boşuna seçmedi. Edinburgh tarihi, aristokrat güzelliği, gotik havası ve daha fazlası ile Chanel'in en görkemli şovuna arka plan olmaktan daha fazlasını vaadediyor.



Benim de şu ana kadar, İskoçya'daki favori şehrim olan Edinburgh'yı son ziyaretimizde, kült film Trainspotting'in yazarı Irvin Welsh'in doğum yeri olan Leith'de kaldık. 96 yılında çekilmiş olan film versiyonunu gördükten sonra Leith uzak durulması gereken bölgelerin başında gelse de, son yıllardaki değişimiyle, o kötü günlerine fazlasıyla uzak görünüyor.Yaklaşık 4 kmlik Leith Walk kozmopolit dükkanlarıyla sizi Edinburgh merkezine getiriyor ve güzel bir yürüyüş parkuru oluşturuyor.

Kahvaltı için tesadüfen bulduğumuz bir Italyan Deli'si olan Gaia'dayız. İsteğinize göre hazırlanan panini sandviçleri kahve eşliğinde hüpletip, yolumuza devam ediyoruz.





Edinburgh'daki yılbaşı marketi her yönüyle Glasgow'a galip geliyor. Şimdiye kadar yediğimiz en güzel tostu burada yiyip ( Listemde Atik büfenin Dr. Osman'ı ikinciliğe düştü :) ), geçen pazar sabahı evde benzerini deniyorum. Sonuç marketteki kadar olmasa da, başarılı. Pırasa, soğan ve sarmısak karışımının olgunlaşmış cheddar peyniriyle uyumu beklenmedik bir birleşme ama çok leziz, yanında hot buttered cranberry punch'la soğuk havada iyi gidiyor. Bu punch denenecekler listesinde yine üst sıralarda yer alıyor, aşağıda yazan malzemeleri kolayca temin edip, siz de deneyebilirsiniz.




Bir stantın dışındaki beyaz kaplanlar, komik bir görüntü oluşturuyor. Acaba şansımızı denesek, bir tanesini eve getirebilir miydik? :)



Buz pisti güzel gözükse de, omzundaki sakatlıktan muzdarip ben için uzaktan bakılması gerekenler listesinden ötesine geçemiyor.

Biraz video cahili olsam da, marketin havasını daha iyi solumanız için bir video bile çektim, buyrun:

video





Scottish National Gallery tarih ve sanat severlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken noktalardan. Kendi bünyelerindeki eserlerden oluşan koleksiyonun bordo renkli duvarlarla oluşturduğu dünya etkileyici. Sizi başka zamanlara taşıyacak kocaman tablolara, sandıklara ve diğer parçalara kesinlikle zaman ayırın. Bence şehirde ücretsiz yapılabilen ancak değeri paha biçilemez en doyurucu aktivite.

Müzenin bir de geleneksel İskoç yemeklerini sunduğu bir kafesi var. Sevgilim bir İskoç klasiği haggis-neeps and tatties'i tercih ederken, ben kuzuyu tercih ediyorum. Yanındaki salata, patates salatası ve yulaf keki (Oat cake) elmalı taze krema sosuyla beni memnun ediyor.



 Edinburgh'da yine dolaşırken bulduğumuz Lovecrumbs  tadına doyulmaz pastaları ve kekleri bünyesinde barındıran tatlı bir kafe. Yeşil saçlı servis elemanı Adams Ailesi ekstralarından biri gibi, içerinin dekorasyonu ve havası da biraz garip ancak fazlasıyla ilginç ve sevimli.  Muzlu ekmeğim oradaki keklerin en güzeli olmasa da, gül ve kakuleli sıcak çikolata ölünesi. Eski piyanodan masa, giysi dolabından kek standı yapan yaratıcı Lovecrumbs, bence yine Edinburgh'nın  en hip yerlerinden.






video




Fonda hafiften çalan gayda eşliğinde bir Edinburgh videosuyla bu İskoçya seyahatine noktayı koyuyorum.

Yakında yine burada olacağım, hoşçakalın!




16 Ocak 2013 Çarşamba

Tarves etc.


Dedim ya bu seyahat bitmez diye, yine bir sürü fotoğraftan oluşan 4. bölümle buradayım. Benim için İskoçya bu fotograflar ve daha fazlası demek, doğa demek, yeni tatlar demek, dinlenmek demek, her şeyden uzaklaşmak demek, mutluluk ve huzur demek...

I told you this Scotland trip would never end, and here I am with the 4th installment. For me Scotland is all about these photos and more; nature, trying new food, relaxing, being away from everything, happiness and peace..


Bu pembe kazaktan öyle kolay kurtulacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bir önceki postu okumuş olanlar için tekrar sayılacağından şimdiden özür diliyorum. İşte kendisiyle geçirdiğimiz bir başka günümüz :

If you thought that you would get rid of my pink sweater that easily... think again! Sorry this will be a rerun for the readers of the previous posts but here is another day with it:

Kazak / Sweater: Zara
Pantolon/ Pants: Ksubi
Gömlek/ Shirt: Theory
Botlar/ Boots: Hunter
Palto/ Coat: Vintage
Çanta/ Bag: Longchamp
Şal/ Scarf: Urban Outfitters
Gözlük/ Sunnies: Marni at H&M
Kolye (Yeni) / Necklace(New): Fair Trade




Kolye sevgilimin tatlı annesi tarafından bana hediye edilmiş olup, aşağıdaki çiçekli Hunter'lar  da ona aittir ;)

This necklace is a Christmas gift from my bf's lovely mum and here she is wearing her floral patterned Hunters in the following photo.






Ev yapımı steak pie, karbonhidrata bayılan ben için muhteşem bir yemek.

Home made steak and ale (beer) pie is an excellent dinner for a carbohydrate lover like moi.




Haddo House Parkı dolaşmaktan bıkmayacağım yerlerden biri, yine koşarak gittim, yine çok sevdim. Bir dahaki gidişimde sağlam bir omuza sahip olup, parkı koşarak dolaşmak hedefim.

Haddo House Country Park is a place I'll never get enough of. We went there once again and I fell in love once more. Next time if my shoulder is healthy, running in the park is on my to do list.



Bir Cem Yılmaz sever olarak bu fotonun altına, "ne kadar eğleniyoruz!! " yazmak istiyorum :)


16 gün sonra yılbaşı kıyafeti post etmek ne kadar iyi bir blog yazarı olduğuma dair negatif işaretler gönderse de, fotoğraflara retro bir görünüm vermek belki işe yarar diye umuyorum? 

I know that posting my New Year's Eve outfit after 16 days kinda indicates how poor a blogger I am, but I hope that editing these photos in retro filters helps the situation.

Üst, pantolon ve kolye/Top, pants and necklace: H&M
Botlar/Boots: Kurt Geiger



Ve hiç bir İskoçya seyahati o yağlı fish&chips'i kahverengi sos ve soğan turşusu eşliğinde yemeden bitmez! Ufff!!!

And no Scotland trip ends without eating greasy fish&chips with brown sauce and pickled onions! Yummy!!!

Dizinin son yazısı Edinburgh'la yakında yine burada olacağım.

Next post will be on Edinburgh...hopefully soon!




3 Ocak 2013 Perşembe

Yaz yaz bitmez


Merhaba! Bu satırları  2 haftadır İskoçya'da tatilde olup, neredeyse hiç laptop açmamanın verdiği panikle, St Andrews'daki Beanscene adlı kafeden yazıyorum. 2 hafta fazlasıyla uzun olduğu için, postlarım bir dahaki seyahatimize kadar devam edebilir, sizleri şimdiden uyarıyorum. Hadi bakalım başlıyoruz.


İlk durağımız olan Glasgow'a Amsterdam üzerinden gittik. Havaalanında yaklaşık 5 saat bekleme olunca, heykellerle fotoğraf çektirmek dahil pek çok saçmalığa zamanınınız oluyor.


Glasgow'da yine Grand  Central Hotel'de  kaldık. Varışımız geç olduğundan kısa bir tur sonrası akşam yemeğine geçtik. Restoran erkek arkadaşım tarafından seçilan Viva Brazil oldu. Bir et severi memnun edebilecek bir yer ancak kötü servisi ile sınıfta kaldı ve benim için hayır teşekkürler konumuna geçti.


Glasgow'da kaldığımız 2 gün boyunca, St Enoch meydanında kurulan  yılbaşı  marketinde biraz vakit geçirdik. İtalya, İspanya, Fransa ve İskoçya'dan lezzetler ve hediyelikler bulabileceğiniz bu yerde, soğuktan korunmanın yolunu" glühwein" (Almanların sıcak şarabı)  larımızı yudumlamak olduğunu anladık.


İskoçya'yı sevme nedenlerinden biri olarak taze deniz ürünlerini bol bol yiyebilme imkanı olduğunu, her seyahatte koyduğum iştah açıcı yemek fotoğraflarından artık anladığnızı düşünüyorum. Bu kural yine değişmedi ve cuma gecesi olan 2. gecede akşam yemeği için benim seçtiğim Mussel Inn'e gittik. Otelle aynı sokakta olmasının yanı sıra,  uygun fiyatlara, güzel yemek yiyebleceğimiz bir yer olduğunu görmek güzeldi.


Devamı gelecek, şimdi  son küçük alışverişler için kendimi St Andrews sokaklarına atma zamanı.

Görüşmek üzere!

5 Kasım 2012 Pazartesi

Kısa bir aradan sonra devam

İyi haftalar! Arada hayat değiştiren bir olay olduğu için blogun akışı başka bir yöne kaydı ama bu konuyla ilgili son kez olarak sizinle bir şey paylaşmak istiyorum. Facebook'ta durumu yazdığımda, konuya ilişkin pek çok yorum geldi. İçlerinden bir tanesi de, çok sevdiğim Styleseeking Zurich blogunun Neslihan'ıydı, benim durumumu ve nasıl hissettiğimi çok güzel özetleyen bir alıntı paylaşmıştı, o yüzden sizin de görmenizi istedim. Buradan ona "Neslihan'cım çok iyi geldi, çok teşekkürler" demek istiyorum. (Metin İngilizce ama kusura bakmayın):

 “That is why it is so important to let certain things go. To release them. To cut loose. People need to understand that no one is playing with marked cards; sometimes we win and sometimes we lose. Don't expect to get anything back, don't expect recognition for your efforts, don't expect your genius to be discovered or your love to be understood. Complete the circle. Not out of pride, inability or arrogance, but simply because whatever it is no longer fits in your life. Close the door, change the record, clean the house, get rid of the dust. Stop being who you were and become who you are.” Paulo Coelho, The Zahir 



Neyse şimdi Londra notlarımın son bölümüyle hayata ve bloga kaldığımız yerden devam edelim. 






25 Ekim 2012 Perşembe

Beni benden alan pub The Brown Cow


Mutlu bayramlar! :)  Bayram tatili benim için şu durumda evde oturup, dinlenmek olduğundan Londra maceralarımızı yazmaya devam edeceğim. Bugün konumuz The Brown Cow Pub!
Bazı deneyimler vardır, özeldir ve aktarılması gerekir.Gordon Ramsay'in (Evet yine o!)  himayesinde olan Alan Stewart'ın şefliğini yaptığı
The Brown Cow Pub'da geçirdiğimiz gece de, benim için böyle bir deneyimdi. Aslında her şey biraz yanlış başladı. Rezervasyonumuzu yaklaşık 1,5 ay önce yaptırdığımı sanırken, Belek maceram sırasında bana yerleri olmadığı mailini atmışlar.Biz bundan bihaber güle oynaya oraya gittiğimizde durumla yüzleştik ve bu seyahatteki ikinci rezervasyon krizimize sahip olduk. Ekip tamamen dolu olduklarını ancak bizi ortada ortak bir masaya oturtabileceklerini söyleyip yardımcı oluyor. Biz de  hemen kabul edip konuyu hiç sorun etmiyoruz. 
Garsonumuz İskoç olduğundan, ona hemen kanımız ısındı ( İskoç olanlara neden kanımız ısındığına, ilerleyen yazılarımda değineceğim) ve menüleri incelemeye başladık. Bloody Mary dışında kokteyl yapmadıkları için önce bira ile başladık. Başlangıçlardan ben yukarıda fotosunu gördüğünüz keçi peyniri musu, beyefendi ise elma püresiyle servis edilen tavuk ciğeri parfesini ısmarladı. Keçi peyniri güzeldi ancak musun o kremsi, pürüzsüz yapısı ve ağızda bıraktığı lezzetle mücadele etmesi pek mümkün değildi. Yemeğe yüzlerce çeşide sahip şarap listesinden bir İspanyol şarabı eşlik etsin diyoruz. Ben kırmızı et,sevgili ise balık diyor ana yemek olarak. Tabakların görünüşü tatmin edici, lezzete bakalım. 10 değil, 20 değil, tam 35 gün dinlendirilmiş şarap soslu etten bir parçayı ağzıma attığımda yumuşaklığı ve tadıyla doğru seçimi yaptığımı anlıyorum. Hayatım boyunca yediğim en güzel et olabilir mi bu? Sanırım öyle, sevgilinin balığı da lezzetinde ancak bu sefer benim etimi yenmesi imkansız. Muhabbet ederken etrafa bakıyoruz. Güzel bir kalabalık var, tek turist biziz çünkü Fulham turistik bir bölge değil. İş çıkışı barda takılan iş adamları, şampanya paylaşan alımlı kadınlar, neşeleri seslerine yansıyan dozunda güzel kalabalıkla her şey göze hoş görünüyor.
Yemeklerimizin bitmesini hiç istemesek de, konuyu panacottaya bağlıyoruz.

Özetle, Londra'ya gittiğinizde sıcak, rahat ve güzel bir ortam, iyi yemek ve servisi bir arada bulacağınız bir yere gitmek isterseniz yerinizi önceden The Brown Cow Pub'da ayırın, biz şüphesiz oraya yine gideceğiz.

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama ben yine bu postu bir kıyafet postuna bağlayalım derim. Sevgilinin illa bir metro işareti, bir tuğla duvar olsun diye ısrar ettiği fotolar o gece ne kadar eğlendiğimizi de kanıtlar gibi.

Tekrar iyi bayramlar!




Palto/Coat: Maison Scotch
Jean ve üst /Jeans and top: Topshop
Kemer/Belt: Mango
Küpeler/Earrings: Vintage
Çanta(Yeni) /Bag(New): Urban Outfitters
Botlar/Boots:Deena and Ozzy
Şal/Scarf: H&M 


15 Ekim 2012 Pazartesi

Arrived in London


Ve geri döndüm! Belek'teki 25 günlük mecburi hizmetimizi bitirip, cumartesi günü 10:30 uçağıyla Londra'ya adım atmış bulunuyoruz. Yorgunum ama sonunda bu tatile kavuştığum için mutluyumda. Earl's Court'taki Think Apartments'da kalıyoruz. Nasıl olduğunu anlamadan booking.com ( Bir kullanıcı olarak 2 kere sorun yaşadığım booking.com'u tavsiye etmiyorum)  tarafından iptal olan rezervasyon şokunu atlatıp, hemen Nothing Hill'deki Portobello Road Market'a gittik.



Cumartesi en cafcaflı günü, yol boyunca dizilen antikacıların standlarında mutfak malzemeleri, eski raketler, bavullar, çizimler, eski dergi kapakları ve fotoğraf makinelerine.. bakması çok zevkli. Hava soğuk, üşüyoruz. Biraz tartla, Guiness için Portobello Star'dayız. Bitirdikten sonra caddeyi takip ediyoruz. Antikacılar bitince, ağzınızı sulandıran yemek standları başlıyor.Tartla hakkımız harcamasa mıydık oluyoruz. Kokular arasında listemde olan One of A Kind adlı vintage dükkana ulaşıyoruz. Çok ürün ve pahalı fiyatlarıyla ünlülerin uğrak yeri olan bu dükkanı beğensem de, bir şey almadan çıkıyorum. Bir kaç vintage mağazasına daha rastlıyoruz, kısa sürede olsa daha sıcak olan dükkanlarda durmak iyi geliyor. 



Yolu takip edip tezgahları incelemeye devam ederken, Portebello Green Market'ın önünde yine yeni, ikinci el ve vintage kıyafet satan pazar gibi bir yere varıyoruz. Pazarın karşısında cd ve plak satan tezgah sayesinde eğlenceli müziklerle bir tur atıyoruz ve geri dönüyoruz. Sevgilim, o sırada bana beklediğinden daha güzel ve ilginç bir yer olduğunu ve ortamı çok sevdiğini söylüyor. Bir sıcak kahve için Coffee Republic'te duruyoruz. Dönüşte sokağın başında rastladığımız Banksy eserlerinin replikalarından bir tane bizim eve, bir tane de Avustralya'ya taşınacak olan kız kardeşine güle güle hediyesi olarak alıyoruz. Nothing Hill'in renkli ve güzel sokaklarında instagram kareleri peşinde koşuyoruz.Klişe olsa da,
yoldan geçen birinden Portobello Road sokak tabelasının altında fotoğrafımızı çekmesini istiyoruz, 2 kişi tatile gitmenin zorlukları olsa da, seviyoruz .


Otelimize geri dönme yolunda ilerlerken, köşede daha önce gördüğümüz 2 katlı dükkanda duruyoruz. Burası Jamie Oliver'a ait alt katında soslar, peynirler, ekmekler, yemek kitapları ve kekik kokuları arasında kendinizden geçeceğiniz muhteşem bir dükkan, adı Recipease. Üste çıkıyoruz ve orada bir grubun ortadaki tezgahta yemek pişirdiğini görerek dışardan gördüğümüz" Learn" tabelasının ne anlama geldiğini anlıyoruz. Üst katta ister bir sushi ustası, ister yenilmez bir makarna ustası olmak için ders alın, eğlenmeniz garanti. Yaptığınız yemeği, hemen yandaki masalarda mideye indirebilirsiniz. Bugün siteye baktığımızda tüm derslerin dolu olduğunu görüp biraz hayal kırıklığına uğrasak da, dükkanı mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum.

Cumartesi gecesini dışarda geçirmeyi istesem de, uykusuz ve yorgun bedenlerimizin isteğine karşı koyamayarak, yorganın altına giriyoruz.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Meet the parents!



Hey, hey, hey! Yeni bir haftaya yine son sürat giriş yaptım, öyle de devam eder.İşin yanı sıra, #ilovesale2 ile ilgili de hazırlıklar devam ediyor, geliyorsunuz değil mi?  Daha önce de belirttiğim gibi sevgili Iconjane tarafından hediye edilen bu Mija etek, şeker renkleriyle dolapta durmayı hak etmemekle beraber, giyildiği akşam özel sayılabilecek bir akşamdı ve beklediğine değdi diyebiliriz. 1 yıldan sonra sonunda erkek arkadaşımı ailemle tanıştırabildim. Nişantaşı Köşebaşı'nda yenilen akşam yemeğiyle hem tanışmayı hem de bayramı aradan çıkartmış olduk. Merak ediyorsanız, temaslar olumlu geçti diyebilirim :).

Hey, hey hey! I've just dived to a new week and sure it will continue like that till weekend. Besides work, preparation for our garage sale  #ilovesale2    is  on high speed as well,hope you all will come?  This candy coloured Mija skirt was a gift from my friend Iconjane and has been sitting in the closet. I wore this at the dinner when my boyfriend for 1 year met my family so I think  it's worth to wait for cos it was kind of  special occasion. Kosebası in Nisantası was the spot and yes I can say everything went well! :) 




Gömlek (Yeni) / Shirt (New): T by Alexander Wang
Etek /Skirt : Iconjane for Mija
Ayakkabılar/Shoes: Zara
Çanta/Bag: Vintage
Bileklikler/Armswag: İskoçya (From Scotland) , Mango, H&M

20 Haziran 2012 Çarşamba

Bozcaada sezonunu açtık


Twitter ve instagramdan da paylaştığım üzere bu yaz  Bozcaada'nın açılışını geçen haftalarda yaptık. Adaya geçen sene ilk kez gittiğimde şu an ki sevgilimi aklımdan ve kalbimden çıkartmak, onunla ilgili her şeyi Ege'nin soğuk sularına gömmek üzere gitmiştim. Dönüşümde her şey değişti, o yüzden bu ziyaretin yıl dönümünde adaya onunla beraber gitmenin anlamı benim için büyüktü.  2 gece, 3 günlük ada maceramız yeterli gelmese de, tadını maksimumda çıkartmaya çalıştık. 

Lately we have been to a very short holiday to Bozcaada as  I shared from twitter and instagram. Last year in my first trip to island I went there to get rid of any feelings I had about my current boy friend and bury him to the cold waters of the Aegean sea. Everything changed after I was back to Istanbul thus going to the island together  means a lot to me on the anniversary of my first visit. We had 2 nights, 3 days trip so we tried to enjoy at maximum.


Bu sefer Ada'daki evimiz Limani Otel oldu. Burası hem merkezde olup, hem de merkeze tepeden bakan lokasyonuyla çok iyi bi yerde. Odalar ferah, geniş, beyaz ve mavinin uyumu muhteşem, e iyi hizmet ve güler yüz desen o da var, biz daha ne isteriz ki? 

This time Limani Hotel was our home at island. This place is great because it's in the center and as well as it has a feeling that you are away from the center because of its great location. The rooms were big enough and the harmony of blue and white was wonderful. Plus they have a great service with big smiles so what more we would want?


Sabah kalktığımızda odamızın manzarası bu kadar özel ve güzeldi işte.

Every morning we woke up to this special and gorgeous view.


Limani Otel'in önünde yine muhteşem bir manzaraya bakan bir verandası var. Kahvaltınızı burada etmenin, akşamüstü bir kadeh şarap içmenin, belki sadece yüzünüzü güneşe verip hiç bir şey yapmamanın keyfini hayal edebiliyor musunuz?

The hotel has a porch looking over a gorgeous view. Think about having your breakfast here or having a glass of wine in the afternoon or even  doing nothing facing the sun and just enjoy? 



Kahvaltı sunumu da otelin geneline yansıyan zevkten nasibini almış, bizden yine tam not  :)

The breakfast buffet was also very pleasantly presentable like the rest of the hotel. We gave them 20 out of 10 :)


Kaş tatilimizi hatırlayan var mı?  İşte orada hüsranla sonuçlanan üstü açık jeep maceramız, burada hayata geçti.

Our car was dope and great fun.


Henüz yaz başı olduğundan  Ayazma Plajı'nda şezlong ve şemsiye bol!

You can find plenty of sun loungers and umbrellas in Ayazma Beach now cos the holiday crowd hasn't arrived yet.



Benim tatlı arkadaşlarım x

My sweet friends x





Rengigül'de kahvaltı yine es geçilmedi.

We didn't skip breakfast at Rengigül again.


Burada kaç çift göz var, sayabiliyor musunuz?

How many pairs of eyes you can count here?






Dutlar ve çilekler tazecik bahçeden.

Mulberries and strawberries were fresh from the garden.





Beni burada kimse rahatsız edemez diye düşünen kedi kameramıza yakalanmaktan kaçamadı, bu durumun pek umurunda olduğunu söyleyemeyeceğim o ayrı :)

No one can disturb me up here thought the cat I guess but he couldn't run away from our cameras. I don't think he gives a damn tough.



Limani Otel'de kalırsanız, otelin maskotu Rıfkı size masa altından yemek için böyle baskı yapsa da, kanmayın! :)

If you stay at Limani Hotel, don't get fooled by this cute face  of Rıfkı the dog's when he asks for food under the table :) 




Her gün böyle giyinebilsem keşke.

I wish I could wear this light everyday.


Ve adaya veda zamanı, bir daha görüşünceye kadar! 

And farewell to the island 'till we meet again! 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...