Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2013 Salı

“A star can never die. It just turns into a smile and melts back into the cosmic music, the dance of life.”





Ölümünün 4. yılında, onu bugünümüze uygun bazı sözleriyle hatırlayalım istedim. Dünyanın onun gibi insanlara ihtiyacı var. Özlüyoruz....


On the 4th year of his anniversary, I've wanted to share some of his quotes which is still very suitable today's world. World needs people like him. He's been missed...


Man in the mirror




20 Ekim 2012 Cumartesi

Ben buna muhteşem bir gün derim


Yaklaşık 2 ay önce ilk Londra  rezervasyonlarını yaptığımızda rastlamıştım London Vintage Fuarı'ına. Primrose Hill yakınlarındaki yeri bulmak kolay olmasa da, London Vintage Fair yazısını görünce doğru yerde olduğumuzu bilmek güzeldi. Konu şu ki, yaklaşık 8-10 vintage mağazası br araya gelip, bizim I Love Sale havasında bir şey oluşturmuştu. I love Sale kadar neşeli bir ortam olmasa da, orada yaklaşık 1 saat geçirip. 2 vintage küpe ve 1 palto ile ayrıldım.




Bilin bakalım bunlardan hangisi benim oldu? 
Soldan 2. siyah dediyseniz, doğru cevabı verdiniz demektir. :)

Geç öğle yemeğimizi bilmeden de olsa sadece 5 dk uzaklıktaki Gordon Ramsay'in York & Albany'sinde ayırtmış olmak süperdi. Bu restoran insanların pazar buluşmaları için seçtikleri, biraz şampanya veya şarap yanında muhabbetle haftayı kapattıkları güzel ortama sahip bir yer ama Ramsay adıyla birleşince yemekler biraz hayal kırıklığı yarattı. 


Yemeğin yanında bir Bloody Mary'i de mideye indirmeyi atlamadım tabi. Yemek bitince fazla oyalanmadan otele döndük çünkü akşam tüm Londra seyahatimizin çıkış noktası olan Cirque de Soleil Michael Jackson - The Immortal World Tour gösterisine biletimiz vardı.

Metro ile ilk kez şehrin bu kadar dışına çıkıp,  O2 Arena'ya yaklaşık 19:30 gibi ulaştık. O2 Arena inanılmaz bir yer!. Konser alanının yanısıra, sinema, kulüp, bar ve restoranları da  bünyesinde bulunduran kocaman bir kompleks.Yerimizi tam almıştık ki, ışıklar kapanıp gösteri başladı. Michael Jackson'un Childhood'u duyulunca, biz de Neverland'e dalıp, rüyamızı yaşamaya başladık. Toplamda yaklaşık 1,5 saat süren gösteri adeta başka bir fantazi dünyası. İplerle akrobatlığın kitabını yazan Cirque du Soleil ekibi için kelimeler yetersiz. Akrobasi, canlı müzik, inanılmaz koreografi, Michael Jackson şarkılarının değişik remiksleri, ışık ve görseller sonunda elleriniz patlarcasına alkışladığınız bu gösteri bir Michael Jackson konserine en yakın şey olmalı diye düşündürtüyor. Eğer fırsatınız olursa mutlaka izleyin, pişman olmayacaksınız.




 Yaklaşık 50 bin kişinin doldurduğu, ülkemizin kanayan yarası yetersiz havalandırmanın sözünün bile geçmediği, her şeyiyle mükemmel O2 Arena'dan mutluluk içinde, sorunsuzca metro ile istediğimiz yere ulaşıyoruz ve burada bir konser izlemenin planlarını yapıyoruz. Gösteriden sonra  Red Hot Chili Peppers konseri çıkış rezaletini ve ülkemizde bira bile içmenin fazla görüldüğü konserler yaşayıp, Lancel Şampanya barının bile bulunduğunu organizasyonda bulununca,  yine bir klasik olan biz neredeyiz, onlar nerede diye düşünmeden edemiyorsunuz.


Fotoğraf ve video çekmenin yasak olduğu gösteriden ancak bunlarla ayrılabildim ama bu gösteriye gitmeye karar verdiğimiz trailerı izleyerek daha fazla fikir sahibi olabilirsiniz.



Akşama bir partiye davetliyiz, şimdilik hoşçakalın!



29 Ağustos 2012 Çarşamba

5 Temmuz 2012 Perşembe

Beat It


Bu bir pazartesi akşamı konser kıyafeti, doğruyu söylemek gerekirse ofise de çantam dışında böyle gittim.  Walk off the earth ve Nouvelle Vague'u dinleyip, genelden farklı bir pazartesi geçirdik, güzeldi. Michael Jackson tişörtü  sevgili Iconjane'den hediye, onun 3. ölüm yıl dönümündeki seçimim oldu. :(

This was a monday concert outfit in fact I went to the office in that outfit except the bag. We listened Walk off the earth and Nouvelle Vague, it wasn't feel like Monday but was  nice. My tshirt was a gift from lovely Iconjane and I wore it on the 3rd anniversary of his death. :(


Tişört / Tee: H&M
Etek ve yelek / Skirt and Vest: Zara
Çanta ve ayakkabı / Flats and bag: Topshop
Gözlük / Sunnies: Celine

23 Mayıs 2012 Çarşamba

İskoçya'nın en prestijlisi: St. Andrews


Burası dünyada golfun başkenti olarak bilinen ve Prens William'ın gittiği üniversitenin bulunduğu St. Andrews. Fotoğraflara fon olan yer ise St. Andrews Katedrali yani en azından ondan ayakta kalanlar :). Kasabada fazla ve istediğimiz kalitede zaman geçiremedik ancak size bu kısa zamandaki en değerli keşfim olarak  (eğer fish&chips seviyorsanız veya denemek istiyorsanız ) The Tailend'i öneririm. Hele hava güneşliyse, üşüten İskoç rüzgarı yoksa sahilde denize karşı yiyip keyfinizi katlayabilirsiniz.

İstanbul'da artık kolsuz tişörtle gezerken bu kıyafet biraz kalın olsa da, dünyanın bir yerinde kışa yaklaşan bir yerler var değil mi? :) Kıyafet uzun araba yolculuğu kıyafeti, rahat, katlı ve evet biraz sıradan ama yeni Celine gözlüğümle durumu belki biraz kurtarabilirim sanıyorum?

Here is St Andrews the home of golf and St Andrews University which Prince William graduated from . My background is St. Andrew's Cathedral or errm what's left of it :). We spent a little time there but my biggest gain was to meet The Tailend which is a well known fish & chips place. If the weather is sunny and cold Scottish wind is not around, you can enjoy your fish & chips at the seaside and double the pleasure.

In Istanbul we are wearing sleeveles tees but  hey there's a place in whole world which is ready for winter, right? :) My outfit was for a long car trip, comfy,layered and yes a bit ordinary but I hope my new Céline glasses can save the day, don't you think?


Ceket /Coat: Maison Scotch
Sweatshirt : Yessica
Yelek ve çanta /Biker vest and bag: H&M
Tişört /Tee: Nice & Traditional
Tayt/Leggings: Lindex
Ayakkabı / Shoes: Converse
Yüzükler /Rings: Topman, Natura Selection
Gözlük (Yeni) /Sunnies (New) : Céline









18 Ocak 2012 Çarşamba

Hogmanay ve Londra


İskoçya'da yılbaşı değil ama Hogmanay var. Hogmanay'in Hristiyanlık öncesi dönemlere uzandığı tahmin edilirken, orada bulunmak bence yeni yıl kutlamalarının en güzellerinden birine eşlik etmek demek. Geleneksel kıyafetler ve gaydalarla geçit törenleri, sokak konserleri, ateş şovları ve havai fişeklerle renklenen sokaklar soğuğa rağmen eğlenceli. Edinburgh havalanına yakın otelimizden şehire saat 21:00 gibi, sorunsuzca varıyoruz. Biletimizi aylar önce almışız ,o yüzden rahatız. Şişe taşımak yasak olduğu için, çoğunluk 2 ltlik pet şişelere içeceklerini doldurmuş sokakta eğleniyor, enternasyonal bir kalabalık var.  İlk kulağımıza çalınan melodi "one more time" , sokak boyunca sağlı sollu kurulmuş sahneleri geçiyoruz, en son sahnede yeni yetme bir grup var, ismini öğrenemiyoruz ama oldukça iyiler. Barlarda, tuvaletlerde hiç bir sorun yok, daha doğrusu 80 bin kişinin katıldığı organizasyonda hiç bir terslik yok. Saat 22:00'ye doğru Garden's a geçiyoruz, Bombay Bicycle Club'ın sonlarına yetişiyoruz. Az sonra Primal Scream var. Şansımıza yağmur yok ama rüzgar arada sizi bir yokluyor, ben eldivenlerimi almadığıma hayıflanıp, sevgiliminkilere el koyuyorum. Primal Scream sahnede, kalabalık coşkulu, herkes hafif eğimli çimenlerin üzerinde şarkılara eşlik ediyor. Saat gece yarısını vurunca, geriye sayımla Edinburgh Kalesi'nin ordan hayatımda gördüğüm en uzun ve görkemli havai fişek gösterisi başlıyor. Tam bitti derken, görkemini daha da arttırıyor. Arada insanlarla konuşuyoruz, herkes eğleniyor, herkesin keyfi yerinde. Primal Scream şova devam ediyor, artık hafiften yağmur başladı ve o çimenler kaygan bir zemin oluşturuyor. Düşen insanlara gülmek ayıp belki ama doğal olarak kendimizi tıutamıyoruz.Onlar da çamur içindeki yüzleriyle doğrulmaya çalışıp, gülüyorlar. Biz bir ağaca yaslanıp, konseri izlemeye devam ediyoruz. Benim asıl merak ettiğim Mark Ronson, onun bu sahnede çıkmayacağını anlayınca sokak partisine dönüyoruz ve kendisinin son 3 şarkısına falan yetişiyoruz. Acaip eğlenceli çalıyor ve o ne yine "one more time", kimse ayrılmak istemiyor ancak 01:00'e doğru müzik bitiyor. 


Otelin oradan geçen otobüslere varmak için sokaklarda yürüyoruz, yine sorun yok. Hatta bir kaç sokak boyunca allı pullu kısacık elbiseli, yüksek topuklar üzerinde 2 hatun önümüzden yürüyor. Ben onları Taksim Meydanı'nda yılbaşı akşamı bu şekilde düşünmek bile istemiyorum, Edinburgh sokaklarında ne kadar rahat ve güvendeler ama işte fark bu maalesef. Yine içim burkuluyor...  Neyse otobüse atlıyoruz, arkada bir kız grubu Katy Perry'nin Fireworks şarkısını çalıp, eşlik ediyor, allahtan bu durak bizim :) Otele vardığımızda ilk iş botlarımızı çekmek oluyor, ne de olsa  Britanya festivallerini ucundan da olsa azıcık tatmış bulunuyorlar.Emektar Mango botlarıma veda etmek için Hogmanay'den daha iyi bir son düşünemiyorum ve onları orada bırakıyorum. 



Ertesi gün bizi zorlu bir bavul toparlama bekliyor, neyse ki fazla bir bavul için rezervasyon yaptirdığımızdan durum iyi. Uçak akşama, otelde takılıyoruz hatta ben yorgunluktan lobide bir ara biraz uyuyorum. Edinburgh Londra arası rahat, merkeze giden hızlı tren, Heatrow Express, deneyimini de kolaylıkla atlatıyoruz. Yılbaşının kötü geçtiğinden dem vuran taksi şöförünü dinleyerek  Crown Plaza Kensington Hotel'e variyoruz. Ertesi gün hava güneşli, şarj olmuş bir sekilde yollara atıyoruz kendimizi.The Gloucester Road metro durağı otele sadece 1 dakika uzaklıkta, istikamet Brick Lane. Aldgate East metro istasyonundan çıkıp  Brick Lane tabelasını görüp aşağı doğru yürüyoruz, yürüdükçe kendimizi küçük Bangladeş'te  buluyoruz.  Etrafta bir köri kokusu, tipler karanlık. Bir yanlışlık var, başladığımız yere geri dönüyoruz, meğerse istasyondan çıkıp ilk sola dönecekmişiz. O cadde hala biraz önceki yerin bir parçası gibi ama garip bir şey oluyor, köprü gibi bir yerin altından geçince sanki başka bir yerdesin. İnsanlar, hava tamamen değişiyor, sonunda görmek istediğim yere ulaşıyoruz. Brick Lane vintage dükkanları, cafeleri, galerileri, graffitili sokakları, farklı tarzda insanları barındırmasıyla, genel Londra havasından değişik eklektik bir karışım sunuyor size. Vintage dükkanlara dalıyorum, Rokit  ve Vintage Store'dan 3 elbise ile ayrılıyorum. House of Vintage güzel ancak diğerlerine göre biraz pahalı. Beyond Retro aralarında en büyük ve en eğlenceli olanı. 2. el ve vintage alışverişi seviyorsanız, buralarda koskoca bir gün geçirip yine yetiştiremeyebilirsiniz,aynen benim gibi.



Liverpool Street istasyonuna yürürken Shoreditch'te, alt katı sıra sıra dükkanlardan oluşan, üst katı yemek için ayrılmış, Boxpark adında pop up  mini  alışveriş merkezi ile karşılaşıyoruz. Ben Marimekko'yu görünce dalıyorum, 1 tane yastık kılıfı alışverişi ile olayı ucuz atlatıyorum :). Bence Liverpool Street station bu bölgeye gelmek için daha ideal, en azından aradaki mesafe ile bölgenin iyi noktasına geliyorsunuz, bizim gibi kendinizi Bangladeş'te bulmuyorsunuz :). Otele dönelim diyoruz, akşama Jamie Oliver'ın Fifteen adlı restoranında ziyafet var.

Fifteen  yine gitmediğimiz bir bölgede ama ulaşmak tarif sayesinde zor olmuyor. İmza kokteylleri olan The Fifteen Bloody Mary istiyorum, tatlı, farklı bir tadı var, hoşuma gidiyor. Başlangıçlar bizi pek tatmin etmiyor, insan Jamie Oliver deyince daha farklı lezzetler bekliyor ama ana yemekler daha iyi. Şarap menüsü sizi afallatacak kadar geniş. Sonuç  çok da aman ne lezzetliydi diyemediğimiz, ortam ve sunulanlara göre  pahalı bir restoran deneyimi. 
Ertesi gün klasik sayılabilecek bir Londra alışveriş turu, Knightsbridge, Oxford Street..vs falan ama  tatilin son günün artık biraz yorgunuz. Akşama beni  tatilin 2. sürprizi bekliyor: "Thriller Live" müzikali. Son geceye ne güzel bir son deyip, teşekkür için atlıyorum sevgilimin boynuna. Otele dönsek, geri gelsek ikilemi yaşıyoruz ama o  yol gözümüzde büyüyor. Kendimizi  atıyoruz Covent Garden civarında Wahaca tex mex restoranına. 2 kokteyl ve Meksika yemekleriyle müzikale enerji topluyoruz.

Yemekler ve son bir alışveriş turu gazıyla tam bir "ellerinde poşetler tipi turist olarak" Lyric Theather'ın yolunu tutuyoruz. Yerimizi aldık, içeride fotoğraf çekmek yasak olmasına rağmen! , 2 kare çekebildik. Michael Jackson'ın   şarkılarıyla, danslarla geçen yaklaşık 2 saat boyunca onu büyük ekranda görmek beni duygulandırsa da, haydi herkes ayağa dediklerinde ayağa ilk fırlayanın kim olduğunu tahmin edersiniz sanırım :). 



Londra'ya 2 gün yetmedi tabi. Gezilecek çok yer, gidilecek bir sürü vintage dükkanı, yapılacak çok şey olsa da  genel olarak güzel ve verimli bir tatil geçirmenin iç huzuruyla normal yaşantımıza döndük, ta ki bir sonraki seyahate kadar :).




8 Ağustos 2011 Pazartesi

Toto, we're not in Kansas anymore



Küçükken en sevdiğiniz film "Judy Garland"lı Oz Büyücüsü müydü? Dorothy'nin kırmızı, parıltılı ayakkabılarına bakıp, bayramlık ayakkabılarınızın kırmızı ve ona çok benzer bir çift olmasına annenizi ikna etmeye çalış mıydınız? Ben şahsen, Oz büyücüsünden çok Diana Ross'lu Michael Jackson'lu adaptasyon olan The Wiz'i tercih ederdim, sebebini siz zaten biliyorsunuz ;) . Seçiminiz hangisi olursa olsun bu kış Dorothy ruhu ayakkabılarda yaşayacak. Miu Miu'nun başını çektiği, yine tüm editoryalleri hükmü altına aldığı pullu,pırıltılı ayakkabılar sizi gündüzden dans pistlerine taşıyacak.

Not: İkonik başlığın geçtiği dizi ve filmlerden oluşan bu eğlenceli kısa filmi mutlaka izleyin ve ayakkabılarla ilgi detaylara markaların üstüne tıklayarak ulaşın .

Hoşçakalın :)

Was The Wizard of Oz   from Judy Garland your favorite movie when you were a kid? Or you loved Dorothy's red, shiny shoes so much and tried to convince your mum to buy a pair very similar to those ones?  My personal choice was  the adaptation movie "The Wiz" with Diana Ross and Michael Jackson and I believe you all know the reason ;) Whatever your choice was, this autumn ready to channel your inner Dorothy with the shoes especially from Miu Miu 'cause they almost dominate each and every editorial again. Let these shoes to be with you from day to the dance floor at night.

p.s: Please watch this funny short film where this iconic title have been used and click on the brands to see more info about the shoes :) 

1. Zara

Bye :)


25 Haziran 2011 Cumartesi

1958 - FOREVER


Tam 2 sene önce bugün aramızdan ayrıldı, yokluğuna hala alışılamadı..

It was 2 years ago he left this world but I'm still missing him.

En sevdiğim performanslarından birini izleyerek kendisini hatırlayalım / This is one of my favorite performances of MJ

Fuckyeahmichaeljackson

18 Kasım 2010 Perşembe

Family time

Aileyle geçirilen güzel bir öğleden sonrada daha fazlasına ihtiyacım olmadı. Bu kıyafet  görmediğiniz bir şey değil ve benim üniforma kıyafetim sayılabilir, bir jean, bir tişört ve motorcu botlarım, oh ne rahatım :))

p.s: Fotoğraflar için, küçük kardeşime teşekkürler :)

p.p.s: Alttaki postun da, Michael Jackson'ı içermesi tamamen bir tesadüftür :)



I had a great afternoon with my family and  I didn't need more. This outfit is nothing you haven't seen, it's kinda my uniform, skinny jeans, a tee and biker boots, who needs more?


p.s: Thanks to my little bro for taking my pics :)


p.p.s:  Being posted about Michael Jackson on previous post was just a coincidence :)








  Ceket / Jacket : Marc by Marc Jacobs
Tişört / Tee: Nice & Traditional
Jean / Jeans: Topshop
Botlar /Boots: MNG
Çanta / Bag: Zara

24 Ağustos 2010 Salı

The Girl Was Bad, The Girl Was Dangerous


Günlerdir devam eden IFW heyecanı, benim için bu akşam yapılacak Koza Genç Moda Tasarımcıları finaliyle başlayacak ve bu hafta boyunca devam edecek. Son gelişmeleri takip etmek, IFW'de neler oluyor öğrenmek için blogu ve twitter ımı takipte kalın :)

Kıyafete gelecek olursak, çok sevdiğim MJ tişörtüm, bu IFW'de olmayacak olsa da,yeni gözdem Hakan Yıldırım for Koton şortumla güzel bir birliktelik oluşturdu, üstelik supriz indirimle bana oldukça ucuza mal oldu ;).

Istanbul Fashion Week haze has been around for a while and the kick off  for me will be tonight with Koza Young Designers Contest final so for catching up with the latest news  and what's happening at IFW, stay tuned with the blog and my  twitter :)

About the outfit; my favorite MJ tee, having a great relationship with a new pair of shorts from Hakan Yıldırım for Koton ( You know him as Hakaan) unfortunately whose collection,we'll not be available on the runway at upcoming IFW.


Tişört /Tee: Nice& Traditional
Sort (Yeni )/ Shorts(New): Hakan Yıldırım for Koton
Sandaletler / Flats: Topshop
Çanta/ Bag: Anya Hindmarch
Saçbandı(Yeni) / Hairband( New) : Accessorize
Gözlük /Sunnies: Marc Jacobs
Bileziklerler /Bracelets: Accessorize, Markafoni, Atlas Pasajı, Tiffany &Co.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...